Yeni yılın ilk günlerinden herkese merhabalar 👋

 

 


 

Bildiğiniz üzere, Mayıs 2022'den bu yana istikrarlı bir şekilde alımlarıma devam ediyorum. Ancak geriye dönüp baktığımda, bu sürecin asıl amacından ve gelecek vizyonumdan yeterince bahsetmediğimi fark ettim. Hem sizlere ilham olabilmesi hem de kendi adıma tarihe bir not düşmek amacıyla, yol haritamı ve hedeflerimi bu yazıda detaylandırmak istedim.

 


1) Yolculuğa neden başladım?

Aslında herkes gibi ben de 20'li yaşlarımı iş arama stresiyle geçirdim. O dönem bırakın birikim yapmayı, insan sadece günü kurtarma derdine düşüyor. İşe girmekle de bitmiyor; tecrübe kazanma, rekabet derken hayatın gerçek yüzüyle tanışıyorsunuz.


Bu süreçler rutine binince hop, bir sonraki "level" geliyor: Evlilik! O konuda şanslıydım, can yoldaşımı buldum. Ama maddi destek yoksa; mobilyası, düğünü, davetiyesi derken liste uzayıp gidiyor. Biz bir de üzerine araba borcuna girdik. :)



Derken 2022'de tüm borçları bitirdik ama yaş da 30'u geçti. En güzel yaşlarımızı borç ödeyerek geçirdik. Yine de şükür, çevremde bu sürecin çok daha uzun sürdüğü insanları görünce üzülüyorum. Coğrafya kaderdir sözünün özeti gibi...


Borçlar bitip ilk soluklandığımda, "Ömrümün sonuna kadar bu stresle nasıl yaşarım?" diye düşünmeye başladım. Kenarda birikim olmayınca gelecek, stres yüklü bir bilinmeze dönüşüyor. İnsan gezdiği yerden, yediği yemekten bile tat alamıyor.



Özetle diken üstünde, en ufak bir aksilikte yıkılmaya müsait bir hayat. Kimse bunu istemez ama çoğu kişi "Dünyaya bir daha mı geleceğiz?" diyerek harcıyor, sonra da stresini çevresine sararak çıkarıyor. Bence buna yaşamak denmez.


İşte bu düşünceyle 2022'de eşimle bir karar aldık ve birikim yolculuğunu başlattık. Süreci paylaşıyorduk ama hedeflerimizi anlatmadığımızı fark ettik. Şimdi rotamızı çizme vakti.


2) Hedef yıl 



Yolculuğa ilk çıktığımızda hedefimiz 2030 yılıydı. Ancak süreç içerisinde gerçekleştirdiğimiz ev alımı nedeniyle rotamızı 2035 olarak güncelledik. Artık kira giderimiz olmadığı için birikim planımızı çok daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir zemine oturttuk. Herhangi bir aksilik olmadığı takdirde, 2035 yılında aktif birikim/alım dönemini sonlandırıp finansal özgürlük evresine geçmeyi planlıyoruz.


3) BİST birikim hedefi

Gelelim Borsa İstanbul (BIST) tarafına. Şu ana kadar uyguladığımız ana strateji; BIST’in köklü ve sağlam şirketlerine ortak olmak üzerine kuruluydu. Hedef yılımıza önümüzde 10 yıllık bir vade olduğu için, kısa vadeli fiyat dalgalanmalarından ziyade lot sayısına odaklanıyoruz. Düzenli alımlarla maliyet ortalaması yaparak ilerliyoruz. Bu konudaki kırmızı çizgimiz ise çeşitlilik ve limitler. Her şirkette minimum 1.000$, maksimum 10.000$ değerinde bir pozisyon büyüklüğü hedefliyoruz ve bu bant aralığının dışına çıkmak istemiyoruz.



Kısacası; portföyümüzde mümkün olduğunca farklı sektöre ve şirkete yer vererek, gelecekteki olası riskleri tabana yaymak ve olumsuzluklardan en az hasarla çıkmak niyetindeyiz. Vademiz uzun olduğu için, sağlam şirketlerin er ya da geç hak ettiği değerlemeye ulaşacağına inancım tam. Bu sebeple ekrandaki fiyata takılmadan, disiplinli bir şekilde lotlarımızı artırmaya devam ediyoruz.


4) ETF hedefi

ETF'leri portföyüme dahil etmemin birincil nedeni, sağladıkları düzenli temettü (kâr payı) akışıdır. Ancak tercih sebebim sadece nakit akışı değil; aynı zamanda anaparamın enflasyon karşısında değerini koruması ve büyümesidir. Hem düzenli gelir hem de sermaye artışı potansiyeli sunmaları benim için büyük avantaj.



Başlangıç aşamasında stratejime uygun 4 farklı ETF belirledim. Şimdilik bu fonlarla ilerlesem de, ilerleyen süreçte piyasa koşullarına göre çeşitliliği artırabilirim.


5) Eurobond hedefi

Gelelim portföyümüzün en kritik halkası olan Eurobond'lara. Bana göre portföyün bel kemiği onlardır. Bunun en temel sebebi, vade tarihine kadar her 6 ayda bir düzenli ve sabit kupon ödemesi (döviz bazlı nakit akışı) sağlamalarıdır. 



Çevremde pek çok kişi, Eurobond'ların sabit getirili varlıklar olması nedeniyle, yaşı genç olan yatırımcıların gelecekteki potansiyel getirilerini törpülediğini savunuyor. Ancak ben bu genel geçer düşünceye ne yazık ki katılamıyorum. Nedenini somut başlıklarla açıklayayım:


a) "Para arzı yüksek, bu yüzden enflasyon patlayacak" algısı: Para arzındaki artışın (M2) mekanik bir şekilde ve birebir oranda tüketici enflasyonuna (TÜFE) dönüşeceği varsayımı; modern ekonominin en kritik değişkeni olan 'paranın dolaşım hızını' (velocity of money) göz ardı eden eksik bir analizdir.



Bir merkez bankası piyasaya likidite sürdüğünde; eğer hane halkı ve şirketler bu parayı harcamayıp tasarrufa yönelirse veya para reel sektör yerine finansal varlıklara (borsa, tahvil) park ederse, manşet enflasyonda beklenen patlamayı yaratmaz. Bunun en net örneği ABD ekonomisidir. Pandemi döneminde (2020-2021) ABD’de M2 para arzı yıllık %25’in üzerinde artış göstermesine rağmen, bu devasa likidite aynı oranda bir hiperenflasyona dönüşmemiştir. Enflasyon %9 civarında tepe yapmış ve düşüşe geçmiştir. Çünkü basılan para harcama döngüsüne girmekten ziyade varlık piyasalarında kalarak dolaşım hızını düşürmüş, bu da para arzı ile enflasyon arasındaki ilişkinin sanıldığı kadar doğrusal olmadığını kanıtlamıştır.


Tarihsel verilere baktığımızda son 50 yılda Dolar enflasyonunun yıllık ortalama %3-4 seviyelerinde kaldığını görüyoruz. Rakamların biraz makyajlandığını varsaysak bile, %5 ve üzeri bir Eurobond getirisiyle paranın değeri (reel getiri) büyük oranda korunabilir.



b) "Sabit getirili varlıklarda oranlar düşük" yanılgısı: Amerikan borsalarında dahi yıllık ortalama getiri %8-9 seviyelerindeyken, Eurobond'ların sunduğu %6-7 gibi net ve sabit getirileri küçümsemek bana doğru bir bakış açısı gibi gelmiyor. Üstelik borsalar en ufak kriz dönemlerinde tepetaklak olurken, sabit getirili varlıklar (vadeye kadar tutulduğunda) bu dalgalanmalardan etkilenmeden nakit akışı sağlamaya devam eder.


Kısacası; bu liste uzar gider ama portföyümde neden ısrarla Eurobond tuttuğumu sanırım anlatabilmişimdir.